Translate

26 Kasım 2015 Perşembe

ÖDEM ATMANIN KOLAY YOLLARI

Ödem; günlük hayatta en sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri. Hani bazen yüzükler parmağa sığmaz, ellerde ayaklarda şişkinlik olur,  tartıda birden iki kilo fazlalık görülür, ayakkabılar dar gelir ya işte bunlar hep ödemden. Aslında ödem hücre içi sıvının hücre dışına çıkması ile doku aralarında ve cilt altında birikmesidir. Ödem bir hastalığa bağlı ya da yanlış beslenme alışkanlıklarından oluşabilir.

Başlıca sebepleri;
  • Kalp, karaciğer veya böbrek, tiroit hastalıkları, damar tıkanıkları, hormonal dengesizlikler, dolaşım sorunları, tansiyon düzensizliği
  • Besin alerjileri
  • Az su tüketimi
  • Hareketsizlik veya aşırı egzersiz
  • Uykusuzluk
  • Kullanılan İlaçlar (tansiyon, kortizon, romatizma ilaçları)
  • Magnezyum/B6 eksikliği
  • Tuz ve tuzlu besinlerin, hazır gıdaların, fast food tüketiminin fazla olması
  •  Fazla karbonhidrat tüketimi
  • Regl, hamilelik ve menopoz dönemi
  • Fazla kilolar
  • Psikolojik gerginlik, stresli günler

Ödemin ne kaynaklı olduğunu bilmek tedavisi için çok önemlidir eğer hastalığa bağlı bir ödemse medikal tedavi gerekir ancak yanlış alışkanlıklardan oluşan bir ödemse yapacağınız birkaç değişiklik ile ödemden kurtulmak mümkün!

Peki ne yapmalıyız? İşte sorunuzun cevabı;
  • Su tüketimini 2-2,5 litreye çıkarın. Vücudumuzda su tutulumu varken niye su içeyim ki demeyin. Su içtikçe su atarsınız.
  • Tuz tüketimini azaltın. 1 gr tuz vücutta 200 ml sıvı tutuyor. Tuz için önerilen günlük miktar 6 gramdır. Hazır yiyecekler, et suyu tabletleri, turşular, salamura besinler, tuzlu peynir/zeytinler ve konserveler tuz yönünden zengin besinlerdir. Bunları olabildiğine azaltın. Tuz yerine yemekleri baharatlar ile tatlandırın. Kırmızı pul biber, metabolizmayı hızlandırır ve ödemi çözmeye yardımcı olur. Nane, karabiber, kekik, kimyon gibi baharatları da rahatlıkla kullanabilirsiniz.
  • Düzenli egzersiz yapın. Çünkü vücudun sıvı dengesinin düzenlenmesine yardımcı olur. Ancak vücudun alışmadığı şekilde birden ve aşırı yapılan egzersizlerin su tutumuna neden olduğu unutulmamalıdır. Ve egzersiz yaparken yanınızda muhakkak su bulundurun.
  • Sağlıklı kilo değerlerinde olun. Çünkü fazla kilo; damarlar üzerinde ekstra basınç oluşmasına, dolaşımın yavaşlamasına dolayısıyla vücuttaki sıvı dengesinin bozulmasına neden olur.
  • Şeker tüketimini azaltın. Şekerin sindirilmesinde çok miktarda su gerekir ve vücut suyu tutar.
  • Alkollü, kafeinli, şekerli içeceklerden uzak durun.
  • Diüretik özelliği bulunan domates, havuç, semizotu, salatalık, soğan, sarımsak ve maydanoz gibi yeşil yapraklı sebzelerin ve armut, kivi, ananas, kızılcık, nar, karpuz gibi meyvelerin tüketimini ödem varlığında arttırın.
  • Ödem atımını hızlandıran zencefil, maydanoz, nane, biberiye, ısırgan otu, kiraz sapı, mısır püskülü, yeşil çay, defneyaprağı, rezene, funda yaprağı gibi bitkilerin çaylarını şekersiz, tarçın ve karanfil ile tatlandırarak içebilirsiniz. Ancak günde 2 fincandan fazla olmamalı.
  • Hücre içinde sıvı tutulumu saylayacağından potasyumdan zengin beslenin. Muz, kivi, kuru meyveler, süt ürünleri, hindi eti, mezgit balığı, patates ve sarımsak iyi potasyum kaynaklarıdır.
  • Magnezyum eksikliğinde ödem oluşacağından magnezyum içeren besinler tüketilmeli. Yağlı tohumlar ve çekirdekler, tam tahıllar, kuru meyveler, avokado, kivi, ıspanak, enginar iyi magnezyum kaynaklarıdır.
  • Tam tahıllar tüketin. İçeriğindeki B6 vitamini diüretik etkiye sahip olduğundan ödem atımına yardımcı olacaktır.
  • Kalsiyum içeriğinden dolayı süt/yoğurt tüketimi günde en az 2 su bardağı olmalıdır. Çünkü kalsiyum vücut su dengesinin korunmasında önemli bir mineraldir. Probiyotik yoğurt ve kefir tercihinde bulunabilirsiniz.
  • İçeriğindeki omega-3 ile balık iyi bir ödem çözücüdür. Ancak kızartıldığında içeriğindeki yağlar trans yağa dönüşerek ödem oluşumuna neden olur.
  • 7-8 saat uyuyun.
  • Ödem söktürücü ilaç kullanıyorsanız potasyum takviyesini ihmal etmeyin.
  • Dolaşımı hızlandıracak, rahatlatıcı, lenfatik masajlar yaptırın.
Ödem gibi dolaşım bozukluğu nedeniyle selülit/varis de ortaya çıkar. Ödem selülit artışına, selülit de ödem artışına neden olacak bir kısır döngüye girer. Bu nedenle hastalığa bağlı olmayan ödemleri de hafife almayın. 

Ödemler çözülsün yüzler gülsün…

Dyt Dilehan Bayraktaroğlu

13 Kasım 2015 Cuma

Detoksu Birde Diyetisyenden Dinleyin!

Koca bir yıl boyunca yaşadığımız şehir, aldığımız ilaçlar, sigara, alkol, katkı maddesi eklenmiş gıdalar, aşırı fastfood tüketimi, kızartmalar, kömür ateşiyle pişen etlerle vücudumuz yorgun düşer. Bunun nedeni vücudumuza giren toksinleri doğal yollarla atamamış olmamızdır. Nedir bu doğal yollar? Karaciğer, böbrekler, bağırsaklar, nefes alıp verme ve terlemedir. İşte bu durumda detoks yapmak, arınmak gerekebilir.

Detoksta amacımız vücudu toksinlerden arındırmak, vücudu dinlendirmektir. Asla aç kalmak, sadece sıvı almak, zayıflamak değildir. Detoks 3-7 günlük kısa süreli bir uygulamadır. Bu sürede kalori azaldığı için, şekerli ve yağlı yiyecekler diyetten çıktığı için kilo kaybı olabilir ama bu yağ değil su kaybıdır. Bu kilo kaybına güvenip detoks süresini uzatmamalı ve zayıflama amaçlı kullanmamalısınız.

Detoks sadece beslenmeyi düzenleyerek olmaz. Tam bir arınma hem zihinsel, ruhsal, bedensel arınmayla olur. Zihinsel ve ruhsal arınmanın yolunu en iyi siz bulabilirsiniz. Arınmanız için 45 dakika yapmaktan en çok keyif aldığınız şey ile uğraşmalısınız. Oyun oynamak, kitap okumak, film izlemek, araba sürmek, gezmek vs.. ne yapmaktan keyif alıyorsanız. Müzik dinlemek, yoga ve meditasyon yapmak, namaz kılmak vb. işlerde ruhsal arınmanıza yardımcı olacaktır.

Bedensel detoks içinse gerekli olan şey; antioksidanlar. Antioksidanlar; vücutta toksin oluşumunu tetikleyen oksidasyon sürecinin önüne geçen besin öğeleridir. A, C, E vitaminleri ile selenyum ve çinko gibi mineraller en iyi antioksidan aktivite gösteren besin öğeleridir. Bunların yanı sıra omega3-6 yağ asitleri ve D vitamini de dolaylı yoldan benzer aktivite göstermektedirler. Besinlere kırmızı rengi veren likopen, koenzim q veya bir pigment olan flavonoidler gibi, çok fazla sayıda antioksidan vardır. Bu kadar şeyi nerden bulacağız derseniz sebze ve meyveler hepsini içeriyor.

Bazı detoks listeleri sadece sıvılardan oluşmaktadır. Ancak lif olmadan detoks düşünülemez. Günlük 25-30 gr lif almalıyız. Ve bunu günde ½ -1 porsiyon kuru baklagil yemeği, 3-4 porsiyon sebze, 2-3 porsiyon meyve, 3 – 5 dilim kepekli veya tam tahıl ekmeği , ½-1 porsiyon esmer bulgur veya yulaf gevreği tüketerek sağlayabiliriz. En fazla lif içeren sebze meyveler; elma, armut, nektarin, üzüm, domates, salatalık, yeşil yapraklı sebzeler, lahana, pırasa, brokoli, kabaktır.

Detoksu sadece meyve sebze tüketerek yapamayız. Evet, her şeyin en doğalına ulaşacağız, antioksidan ile dolup taşacağız ancak vücudumuzu dört besin ögesiyle besleyerek yapacağız. Yani protein, karbonhidrat, yağ ihtiyacımızı da karşılayacağız. Tabi ki bazı değişiklikler yaparak. Mesela; protein için az yağlı yoğurt, süt ve balık; karbonhidrat için tam tahıllı ekmekler, bulgur; yağ için salatalarımıza 1 tatlı kaşığı sızma zeytinyağı gibi.

Pişirme yöntemlerinde de değişiklik yapmalıyız. Buharda pişirme en sağlıklısıdır. Haşlama yöntemi de çok sağlıklıdır ancak önemli ögeler suya geçtiğinden haşlama sularını atmayarak değerlendirmeliyiz. Fırınlama yöntemini de kullanabiliriz. Ancak kızartma, kavurma, mangalda-ateşte pişirme yöntemlerini kullanmamalıyız.

Detoksun olmazsa olmazlarından biriyse su tüketimidir. Metabolizmayı hızlandırıp, sindirimi kolaylaştırır, toksinlerin atımına yardımcı olur. Günde 2-2,5 litre ılık su tüketmeli ve güne bir bardak limonlu suyla başlamalıyız. Suyu bir seferde değil aralıklarla tüketmek gerekir.

Şöyle bir genelleyecek olursak; detoks süresince ihtiyacımız olan suyu içmeli, sebze-meyve tüketimini arttırmalı, kafeinli içeceklerden uzak durarak yerine bitki çayları tüketmeli, alkol-sigara tüketmemeli, paketli-işlenmiş ürünleri diyetten çıkarmalı, tuzu azaltarak yerine başka baharatlar kullanılarak tat verilmeli, günlük yarım saat tempolu yürüyüş ile de arınma desteklenmelidir.

Eğer zaten Ege-Akdeniz diyeti şeklinde beslenen, sebze-meyve tüketen, spor yapan, sigara içmeyen biriyseniz o zaman zaten her gün detoks yapıyorsunuz demektir.

Bu arada hamileler, emzikliler, tansiyon problemi olan kişiler, diyabetliler, çocuklar, diyaliz hastaları, kanser hastaları, organ yetmezliği olanlar, yakın zamanda operasyon geçirmiş olan kişiler detoks diyeti uygulamamalıdır.

Sağlıklı beslenmeye adım atmak için detoks programı sonrası en ideal zaman ya da diyete başlamayı düşünenler detoks programından sonra daha verimli bir diyet süreci geçirebilirler.

Dyt Dilehan Bayraktaroğlu

5 Kasım 2015 Perşembe

Kış Meyvelerinin Gücü Adına

Kış meyveleri pazarlardaki yerini çoktan aldı. Umut ediyorum ki evlerinizde de yer almaya başlamıştır. Kışın kapımıza dayanmasıyla birlikte hastalıklarda baş göstermeye başladı. Bizim yapmamız gereken savaş boyalarımızı sürüp beklemek. Tabi ki bunu en organik yoldan kış meyvelerini tüketerek sağlamalıyız.

MANDALİNA/PORTAKAL/GREYFURT:
Turunçgiller kış aylarımızın vazgeçilmezi! Gribe yakalandığımızda onlara koşuyoruz. Haksız da değiliz zira C vitamini başta olmak üzere A-E ve B grubu vitaminlerince zengin. Enfeksiyonlardan koruyor. Folik asit içeriği ile öksürüğü azaltıyor. İçerdiği antioksidanlar damar yapısını güçlendiriyor. Potasyum içeriği ile tansiyonu dengeliyor. Yüksek lif içeriğini de es geçmemek gerekir. Buradaki püf nokta beyaz liflerini de tüketmek olacaktır. Tabi greyfurda dikkat! Unutmayalım ki ilaçlarla etkileşime geçiyor.

ELMA:
A-C-E ve B grubu vitaminlerinden zengin olan elma güçlü bir antioksidandır. Bağışıklık sistemini güçlendirerek vücut direncini arttırır. İçeriğindeki lifler sayesinde kötü kolesterolü düşürür. Ayrıca kabuklu tüketimi kabızlığa, kabuksuz tüketimi ishale iyi gelmektedir. Bu nedenle bu şifa dolu meyveyi özellikle kış aylarında her gün bir tane tüketmek gerekir.

MUZ:
Bu meyvede yok yok. Vitamini çok, minerali çok, lif oranı çok, faydası çok. Potasyum, sodyum, magnezyum içeriğiyle kan basıncını dengeliyor, felce karşı koruyor, kas gelişimini arttırıyor. Kemik gelişimine katkıda bulunuyor. Sporcuların, çocukların başucu meyvesi muz olmalı. Triptofan içeriğiyle ve serotonin hormonunu yükseltmesiyle gevşeme, mutluluk hissi verir, uykuya dalmakta kolaylık sağlar. Lifli yapısı sayesinde tokluk hissi vererek diyet yapanların açlık krizlerine/tatlı krizlerine güzel bir alternatiftir. Ancak diğer meyvelere göre daha kalorilidir o yüzden miktarına dikkat!

KİVİ:
C vitamini deyince akla hep turunçgiller gelse de bilinenin aksine kivi diğer meyvelerden daha fazla C vitamini içerir. Bir kivi günlük C vitamini ihtiyacının tamamına yakınını karşılar. Kansere karşı bol lutein içeriğiyle iyi bir savaşçıdır. Potasyumdan zengin olmasıyla sporcular için ideal meyvelerdendir.  Yapılan bir araştırmaya göre haftalık 5-7 porsiyon greyfurt ve kivi tüketen astımlı çocuklarda nefes daralması %32, gece öksürüğü %27, burun akıntısı %28 azalmıştır.

ARMUT:
Yine bol vitaminli bol mineralli bir meyve var karşınızda. A-C ve B grubu vitaminlerinden zengin. Fosfor ve B vitaminleriyle zihinsel yorgunluğa iyi gelir. C vitamini ve bakırın antioksidan etkisiyle özellikle kolon kanseri riskini azaltır. Bor içeriğiyle vücutta kalsiyumu korur, osteoporozu önlemeye yardımcı olur. Kandaki üre asidi ve tuzlarını dışarı atarak böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar. Daha ne olsun. 

NAR:
Latincede bol çekirdekli anlamındaki nar; tam bir antioksidan bombasıdır. Nar suyu aynı miktardaki portakal, kızılcık, kırmızı şarap ve yeşil çaya göre 3 kat daha fazla antioksidan içeriyor. Bu antioksidanlar bağışıklığınızı arttırır, kansere karşı korur ve kalp fonksiyonlarını düzenler. Tabi ki bu kadar işi vitamin ve minerallerinin katkısıyla yapıyor. Hazır mevsimindeyken bol bol tüketmekte fayda var.

AYVA:
Kışın ishal durumunda aklınıza artık ayva gelsin. İçeriğindeki pektin sayesinde kendisi de kompostosu da çekirdeklerinin çayı da ishale iyi gelir. Ayva; nezle, grip, öksürük tedavisinde ve ağız yaralarında etkili bir meyvedir. A-C ve B grubu vitaminleriyle, kalsiyum, demir, fosfor, potasyum, sodyum gibi mineralleriyle tam bir kış meyvesi. Sevenlere duyurulur sevmeyenlere denemeleri şiddetle tavsiye edilir.   

Mevsimi gelmişken kış meyvelerini sofralarınızdan eksik etmeyin. Sağlıcakla kalın.

Dyt Dilehan Bayraktaroğlu




19 Ekim 2015 Pazartesi

Diyette Doğru Bilinen Yanlışlar

Kilo vermek için elinizden geleni yapıyor ama bir türlü veremiyorsanız bir yerlerde yanlış yapıyorsunuz demektir. İşte o yanlışlar;

  • Çok düşük kalorili beslenmek:

Bu şekilde diyet yapıp zayıflayacağını düşünenler çok fena yanılıyorlar çünkü vücut düşük kalorili beslenmeyi açlık metabolizması olarak algılar ve vermek istediğiniz yağları depolar. Kısa sürede kas ve sudan verilen kilolar uzun vadede fazlasıyla geri alınır.

  • Öğün atlamak:

Ne kadar az tüketirsem o kadar kolay kilo veririm düşüncesiyle öğün atlamak (özellikle de kahvaltı) metabolizmayı yavaşlatır, konsantrasyon problemi yaşatır. Kan şekerindeki düzensizlik ile daha fazla açlık hissi yaşarsınız ve bir sonraki öğünde daha fazla tüketmenize neden olur. Ayrıca öğünlerin düzenli olması metabolizmayı % 30 hızlandırır.

  • Ara öğün yapmamak:

Ara öğün yapmak mideyi dolu tutarak bir sonraki öğünde fazla ve hızlı yemeyi engellemektedir. Ayrıca metabolizmayı da hızlandırıcı etkiler göstermektedir. Aksi takdirde azı ile yetinen metabolizma biraz fazla yenilmesi durumunda depolama eğilimine başlayacaktır.

  • Su yerine çay/kahve/light içecekler tüketmek:

Günde 2-2.5 litre su içmemiz gerektiğini hepimiz biliyoruz ama çay/kahve tüketiminin artmasıyla hem içmeyi unutuyoruz hem de çay/kahveden de su alıyorum düşüncesiyle tüketmiyoruz. Ancak çay, kahve, gazlı içecek vb idrar söktürücü özellikler taşıdığı için suyun yerini tutmamaktadır.

  • Az kalorili besinlerde çok kalorili soslar kullanmak:

Dışarıda tükettiğiniz öğünlerde salata tercih ederek diyete sadık kaldığınızı düşünebilirsiniz. Ancak kullandığınız soslar ile ana yemekten daha kalorili salatalar tüketebilirsiniz. Kremalı, mayonezli, İtalyan/Sezar gibi soslardan uzak durun.

  • Etiket okumamak:

Yağsız diye reklamı yapılan bir ürünün şekersiz olduğu anlamına da geldiği düşünülmemelidir. Ya da 0 kalorili light içecekler ne de olsa kalorisiz diye lıkır lıkır içilmemelidir. Çünkü bu daha fazla acıkıp daha çok tüketmenize neden oluyor. Yapılan bazı araştırmalara göre, diyet içeceklerin içeriğinde bulunan tatlandırıcılar, şeker tadı verdikleri için pankreasta insülin salınımına yol açıyor. Ancak ortada kanı yükseltecek şeker bulunmadığı için, iki saat sonra kan şekeri hızla düşmeye başlıyor. Bu da acıkma, tatlı isteği ve yorgunluğa sebep oluyor. Bu nedenle araştırmaların sonunda, diyet içecek tüketenlerin daha fazla kilo aldığı ortaya çıkmıştır.

  • Ekmeği kesmek:

Diyet yapmayı karbonhidrat tüketmemek zannederek başta ekmek olmak üzere tüm karbonhidrat kaynaklarını keserek sağlıklı kilo verilmez. İhtiyacınız olan karbonhidratı glikojen deposu ve kandaki şeker bitince kas içerisindeki karbonhidrattan kullanmaya başlar, bu da kas kaybı anlamına gelir ve vücut beraberinde su kaybeder. Yani diyette karbonhidratı kesen kimse tartıdaki sonucu görünce kilo verdiği yanılgısına düşer ancak gerçek olan vücudun kaybettiği yağ değil, kas ve sudur.

  • Yağsız beslenmek:

Yağ tüketimini azaltmak mantıklı olabilir ama yağsız beslenmek yağda eriyen A-D-E-K vitaminlerinin emilimini bozar bu da gece körlüğü, raşitizm ve kanamalara neden olur, bağırsakların çalışmasını yavaşlatacağından kabızlığa neden olur, beyin gelişimini olumsuz etkiler, cinsiyet hormonlarının metabolizmasını bozar, doygunluk sağlanmadığından iştahın artmasına neden olur.

  • Tek çeşit besinlerle beslenmek:

Kalorisi az olduğu için her öğünde sebze/meyve tüketmek ya da protein ağırlıklı beslenmek vücudun ihtiyacı olan makro ve mikro besin öğelerini karşılamaya hiçbir zaman yetmez. Bu yöntemle başlangıçta biraz kilo verdiğinizi görseniz de, bir süre sonra su ve kas kaybı yaşanacağı için vücuttaki yağ oranı da artmaya başlayacak. Protein, yağ ve karbonhidratı dengeli alacak şekilde beslenin.

  • Bitki çayları ile zayıflamaya çalışmak:

Bilinçsizce içilen bitkisel çaylar vücuttaki suyu atma ve bağırsak hareketlerini hızlandırma gibi süreçler oluşturarak tartıda geçici yanılgılara sebep olabilir. Üstelik bitkisel de olsa bu tip çayların bilinçsizce ve fazla tüketimi; karaciğerde toksik etki, kalp ritminde düzensizlik, tansiyonda ani değişimler, böbreklerde hasar ve vücuttan aşırı su atımı gibi ciddi zararlara yol açabilir.

  • Aşırı spor yapmak:

Yeterli enerji ve protein almadan, spor öncesi ve sonrası öğünler belirlemeden bilinçsizce ve uzun saatler yapılan spor; kas kayıplarına ve metabolizmanızın yavaşlamasına neden olur. Diyet yapmadan aşırı tüketimleri aşırı spor ile dengelemeye çalışmak da oldukça yanlıştır.

  • Sağlıklı yağları aşırı kullanmak:

Sağlıklı yağların başında zeytinyağı gelir. Ancak sağlıklı olması kalorisini azaltmaz tüm yağların 1 gramı 9 kalori enerji içerir. Bu yüzden tüketiminde aşırıya kaçmamak gerekir.

  • Her gün tartılmak:

Diyet programı uygulayan birçok insanın yaptığı en büyük yanlış her gün tartılmaktır. İlk bakışta kişinin kendisini kontrol etmesini sağlıyor gibi gözükse de, her gün hatta her yemek sonrası tartılmak motivasyonunuzu düşürebilecek en önemli unsurdur. Çünkü gün içinde vücudumuzda değişimler meydana geliyor. Ödem artışı ve kabızlık gibi durumlar toplam kiloyu etkileyebildiği için, tartıya çıktığınızda kendinizi kilo almış olarak da görebilirsiniz. İdeali; haftada bir gün, aynı kıyafetlerle, aynı baskülde, sabah aç karına, dışkılama sonrası tartmak ve ağırlığı bir kenara kaydetmektir.

  • Popüler diyetleri uygulamak:

Popüler diyetler uygulayarak kısa sürede kilo verebilirsiniz ancak size uygun olarak düzenlenmediğinden uzun süre uygulayamazsınız ve diyeti bırakarak daha fazla kilo almaya başlarsınız. Kısa süre içinde vermiş olduğunuz kilolar da kas ve su kaybıdır.

Beslenmeyle ilgisi olsun veya olmasın herkesin bu konuda söyleyecek bir lafı vardır. Ancak beslenme bir bilimdir ve kişiye özeldir. Siz ona değil o size uymalı.

Diyetisyen Dilehan Bayraktaroğlu

11 Ağustos 2015 Salı

Diyette Yoyo Etkisine Dikkat!

Yaz bitti bitecek ama dertlerimiz hiç bitmeyecek. Yaza fit girmeye çalışıyoruz, yaza zayıf bir şekilde veda etmek istiyoruz, kışa fit bir şekilde merhaba demek istiyoruz, bütün kışı fit geçirip baharda salınmak istiyoruz. Haksız değiliz. Hatta bu bizim en doğal hakkımız. Ancak amaç zayıf olmak mı yoksa sağlıklı olmak mı? İşte buradaki ayrımı yapamıyoruz. Ve burada en büyük hataya düşüyoruz. Zayıf olmayı seçiyoruz bir de üstüne hızla kilo vermeye çalışıyoruz. Ancak bilinçsizce yaptığımız tüm girişimler uzun vadede bize sadece daha büyük hasarlar bırakıyor.

Sorun şu ki; bilinçli ya da bilinçsizce verilen kilolar korunmadan geri alınabiliyor hatta çoğunlukla verilenden fazla miktarda ve yağ kütlesi olarak!

Peki niye kilo alırız?

Bunun adı yoyo etkisi ya da yoyo sendromu. Çok sık ve yanlış yapılan diyetler sonucunda hızla kaybedilen kiloların geri alınmasına yoyo sendromu denir. Buna sebep olan ise diyete başlayınca yavaşlayan metabolizmanın diyet bırakılıp eski yeme alışkanlıklarına dönülmesi ile fazla enerjiyi yağ olarak depolamasıdır. Bu şekilde daha fazla kilo alırsınız. Sonra tekrar diyete başlarsınız. Bu artık bir kısır döngüye ulaşır. Ama sonuçta siz ilk diyete başlama kilonuzun çok üstünde bir kiloyla diyetlere veda edersiniz.

Kimler risk altında?

· Bilinçsiz zayıflama ilaçları kullananlar
· Psikolojik durum değişiklikleri olanlar
· Kişiye özgü olmayan hazır diyetleri uygulayanlar
· Kendi sosyal yaşamına uymayan diyetleri uygulayıp sonrasında eski yaşamına dönenler
· Bilinçsiz diüretik kullananlar
· Diyet kamplarına girenler ve aynı sıklıkta egzersiz yapmayanlar
· Sık aralıklarla diyet uygulayanlar
· Çok düşük kalorili diyet sonrasında yeme atakları geçirenler
· Çok düşük kalorili olmayan yeterli ve dengeli bir diyet yapmasına rağmen koruma programı uygulanmayanlar

Yoyo sendromunun birçok olumsuz etkisi vardır. Kişi psikolojik yönden olumsuz etkilenir. Metabolik hız yavaşlar. Kilo vermeye direnç gelişir.

Yoyo sendromu sonrasında kilo vermek ilk defa diyete başlayan birine göre daha zordur. Amaç kişinin alması gereken enerjiyi yeterli ve dengeli bir şekilde karşılamak, doğru beslenme alışkanlıkları kazandırmak, kilo kontrolünün sürekliliğini sağlamak, uygulanan beslenme programını kişinin yaşam tarzı haline getirmektir. Ve bu da verilen kiloların uzun vadeli koruma programıyla desteklenmesiyle olur.

Hedefimiz zayıflık değil sağlık olmalı. Unutmayın ki diyet kişiye özeldir ve bir diyetisyen kontrolünde yapılmalıdır.


Dyt. Dilehan Bayraktaroğlu

31 Temmuz 2015 Cuma

Güne Kahvaltıyla Başlayın

Herkese günaydın;

Çalışanlar için geç kalmış bir söz olabilir ama biz tatildekiler için gayet ideal bir saatte uyanıp kahvaltımı yaptım. Sağlıklı yaşam için güne başlarken ilk yapmanız gereken şöyle bir bardak ılık-soğuk arası su içmeniz ve derhal kahvaltı hazırlamaya başlamanız. Aksi takdirde siz uyanmış olsanız bile metabolizmanız uyanmamış olacak bu da sizi yavaş çalışan bir metabolizmaya doğru sürükleyecek.

En sağlıklısından bir kahvaltı hazırlamaya gelirsek; bir haşlanmış yumurta her kahvaltıda bulunmalı arada yağsız omlet ile değişiklik yapılabilir, az yağlı bir peynir ancak miktarlar önemli; bir kibrit kutusu herkese yeterli gelir, en fazla beş zeytin; yeşil veya siyah olması size kalmış ancak bazı siyah zeytin çeşitlerinin çok tuzlu olduğu unutulmamalı, istediğiniz kadar çiğ sebze; çeşidi size kalmış ister maydanoz-roka-marul ister domates-salatalık-biber ancak üzerine yağ dökmek yok, eğer tatlı olmadan kahvaltı yapamam diyenlerdenseniz bir tatlı kaşığını geçmeyecek derecede reçel/bal/pekmez/marmelat tüketebilirsiniz. Pekmez; içeriğindeki demir sayesinde ilk tercihimdir. Ekmek tercihimizi beyaz ekmekten tam buğday, çavdar, kepekli ekmeğe doğru değiştirmeliyiz.

İçeceğimiz nasıl olsun dersek; öğünlerde çay tüketimini demiri bağlayıp kullanımını engellemesinden dolayı önermesek de çay tiryakilerinin şekersiz açık çay tüketmeleri bu riski azaltacaktır, bir su bardağı süt protein ve kalsiyum desteği açısından özellikle çocuklara önerimdir, taze sıkılmış meyve suyu enerji ve vitamin desteği sağlayacaktır, sıcak bir şeyler içmekse tercihimiz bir fincan yeşil çay ya da ıhlamur da bu listeye eklenmelidir. Kaçınmamız gereken ise hazır meyve suları ve gazlı-şekerli içeceklerdir.

Kahvaltı hazırlamaya vakti olmayanlar için kahvaltılık gevrekler/yulaf kepeği/müsli ve süt iyi bir alternatif olacaktır. Eğer bir fırın ürünüyle kahvaltı yapılacaksa poğaça ve böreklerin çok yağlı olduğu bilinmeli ve simit tercih edilmelidir. Yanına peynir ve çayla ya da ayranla iyi bir kahvaltı seçeneği oluşturacaktır.

Erkenden uyanılıp yapılmış bir kahvaltı metabolizmanızı uyanık, sizi zinde tutacaktır.

Cemal Süreya'nın dediği gibi;
Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı.

Unutulmamalıdır ki bu öneriler sağlıklı bireyleri kapsamaktadır. Kronik ya da beslenmesini etkileyecek bir hastalığı bulunanlar için değişiklikler olacaktır. Buna dikkat ediniz.

Keyifli kahvaltılar.

Dyt. Dilehan Bayraktaroğlu